İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği-İsviçre \ Verein für Menschenrechte und Solidarität in der Schweiz

CİNSİYETÇİ POLİTİKALARA KARŞI EŞİT HAKLAR İÇİN

14 HAZİRAN’DA SOKAĞA

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir insan hakkıdır ve her birey cinsiyeti sebebiyle zulme, ayrımcılığa, şiddete uğramadan yaşama hakkına sahiptir.

Kadının insan haklarını savunmak için; emeği, bedeni ve kimliğinin sömürüsüne karşı tutum almak, kadın eşitlikçi bir toplumun var edilmesi için aktif mücadele vermek gerekmektedir.

4 Haziran Kadın Grevi’ne katılıyoruz çünkü;

Kapitalist erkek egemen sistemin dayanağı haline getirilen kadınlar dünyanın her yerinde olduğu gibi İsviçre’de de ayrımcılığa maruz kalıyor. İsviçre’de halen 5 kadından biri cinsel şiddet mağduru. 10 kadından biri doğum izninden döndükten sonra işten kovuluyor. Haftada bir kadın partneri tarafından öldürülüyor. Kadınlar erkeklerden % 19,6 daha az ücret alıyor. 4 karar vericiden yalnızca 1’i kadın.

Greve katılıyoruz çünkü; cinsiyet eşitsizliği göçmen kadınları bir kat daha fazla vuruyor. Göçmen kadınlar kendi ülkelerinden gelen gelenekçiliğin yanı sıra statüsünden, dilinden, renginden, inancından dolayı sosyal adaletsizliğe uğruyor, ortak yaşam alanlarının dışına itiliyor. Ezici çoğunluğunun kariyeri İsviçre Devlet’i tarafından tanınmadığı için işsiz bırakılıyor ya da vasıfsız eleman kategorisinde daha çok hizmet sektöründe güvencesiz işlerde ucuz iş gücü olarak çalıştırılıyor.

Greve katılıyoruz çünkü; ülkemiz Türkiye’de de durum farklı değil hatta daha fazlası. Toplumsal cinsiyet rollerini reddeden kadınların can güvenliği yok. Yükselen gericilik ve faşizm tüm demokratik hakları yok ettiği gibi kadınların eşitlik haklarını özgürlüklerini tehdit ediyor. Sadece boşanmak istediği için partneri tarafından öldürülen kadınların sayısı hiç az değil. Toplumun üstyapı unsurları kadının insan haklarını yok sayıyor ve tüm yaşamları kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Yaşamın her alanında ayrımcığa, şiddete uğrayan kadınlar ekonomik krizlerin bedelini de en ağır şekilde ödüyor. Ekonomi kadınların görünmeyen emeği üzerinden yükseliyor.

Greve katılıyoruz çünkü kadınlar haklı, tüm talepleri çok somut ve meşru. Cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, ücret eşitsizliğine, şiddete, ırkçılığa, savaşlara karşı, yeryüzündeki tüm kadınların eşitlik hakkı, adalet ve özgürlüğü için 14 Haziran’da grevdeyiz.

 

İHDD-İsviçre

 

Against the sexist policies and for equal rights let’s go on the streets on 14. June

 

Social gender equality is a human right and every individual has right to live without being subjected to persecution, discrimination and violation because of her/his gender.

To support the human rights of the women it is necessary to take position against the exploitation of their labour, body and identity and to struggle actively to build a society in which the women are equal.

We participate in 14 June Women’s Strike, because;

The women, who are turned into the pillar of male-dominant system, are discriminated in Switzerland as everywhere in the world. Currently, one fifth of the women are victim of sexual violence in Switzerland. One tenth of the women are dismissed from their jobs after maternity leave. Every week one woman is killed by her partner. Women earn % 19,6 less than men. Only one fourth of the women are decision-makers.

We participate in the strike, because; sexual inequality hits the migrant women one time more. Migrant women are exposed to social inequality because of their statute, language, colour, belief in addition to traditions rooting from their countries and are expelled to outside of common life areas. Overwhelming majority of them become jobless because their carriers are not recognized by Swiss state or they are employed in service sector in unsecure jobs as cheap labour.

We participate in the strike, because; the situation in Turkey is not different, even worse. The women, who deny their sexual roles, do not have security of life. Rising reactionism and fascism threat the equal rights and freedoms of the women as well as wipe off all democratic rights. The number of women who are killed because they want to divorce is not small. The superstructure elements of the society ignore the rights of the women and try to control all their lives. The women who are discriminated and subjected to violence in all spheres of life pay the price of the economic crises most heavily. Economy rises over the invisible labour of the women.

We participate in the strike, because the women are right, their demands are very concrete and legitimate. Against the discrimination, wages inequality, violence, racism, wars and for the equality of rights, justice and freedom of the women all over the world we are on strike on 14. June.

 

Human Rights and Solidarity Association in Switzerland

 

Gegen die sexistische Politik und für Gleichberechtigung gehen wir am 14. Juni auf die Strasse

 

Die soziale Gleichstellung der Geschlechter ist ein Menschenrecht und alle Menschen haben das Recht, zu leben, ohne wegen ihrer Geschlecht verfolgt, diskriminiert und verletzt zu werden.

Um die Menschenrechte der Frauen zu unterstützen, ist es notwendig, gegen die Ausbeutung ihrer Arbeitskraft, ihres Körpers und ihrer Identität Stellung zu beziehen und sich aktiv für den Aufbau einer Gesellschaft einzusetzen, in der die Frauen gleichberechtigt sind.

Wir nehmen am Frauenstreik am 14. Juni teil, weil:

Die Frauen, die zur Säule des männlich dominierenden Systems werden, werden in der Schweiz wie überall auf der Welt diskriminiert. Derzeit ist in der Schweiz ein Fünftel der Frauen Opfer sexueller Gewalt. Ein Zehntel der Frauen wird nach dem Mutterschaftsurlaub entlassen. Jede Woche wird eine Frau von ihrem Partner getötet. Frauen verdienen % 19,6 weniger als Männer. Nur ein Viertel der Frauen sind Entscheiderinnen.

Wir beteiligen uns am Streik, weil; Die sexuelle Ungleichheit trifft die Migrantinnen noch einmal. Migrantinnen sind aufgrund ihres Statuts, ihrer Sprache, ihrer Hautfarbe und ihres Glaubens zusätzlich zu Traditionen, die aus ihren Ländern stammen, sozialer Ungleichheit ausgesetzt und werden ausserhalb gemeinsamer Lebensbereiche ausgewiesen. Die überwiegende Mehrheit von ihnen wird arbeitslos, weil ihre Träger vom Schweizer Staat nicht anerkannt sind oder sie im Dienstleistungssektor in unsicheren Jobs als billige Arbeitskräfte beschäftigt sind.

Wir beteiligen uns am Streik, weil; Die Situation in der Türkei ist nicht anders, noch schlimmer. Die Frauen, die ihre sexuellen Rollen verleugnen, haben keine Lebenssicherheit. Der zunehmende Reaktionismus und Faschismus bedrohen die Gleichberechtigung und die Freiheiten der Frauen und beseitigen alle demokratischen Rechte. Die Zahl der Frauen, die getötet werden, weil sie sich scheiden lassen wollen, ist nicht gering. Die Überbauelemente der Gesellschaft ignorieren die Rechte der Frauen und versuchen, ihr ganzes Leben zu kontrollieren. Die Frauen, die in allen Lebensbereichen diskriminiert und gewalttätig sind, zahlen den Preis für die Wirtschaftskrise am härtesten. Die Wirtschaft erhebt sich über die unsichtbare Arbeit der Frauen.

Wir beteiligen uns am Streik, weil die Frauen Recht haben, ihre Forderungen sehr konkret und legitim sind. Gegen Diskriminierung, Lohnungleichheit, Gewalt, Rassismus, Kriege und für die Gleichberechtigung, Gerechtigkeit und Freiheit der Frauen auf der ganzen Welt streiken wir am 14. Juni.

 

Verein für Menschenrechte und Solidarität in der Schweiz

 

ÇHD'Lİ VE HALKIN HUKUK BÜROSUNDAN AVUKATLAR İÇİN

BERN'DE EYLEMDEYDİK

 

Bugün, 5 Nisan 2019'da, Bern’de İsviçreli Demokrat Avukatların çağrısıyla ÇHD’li avukatlar için “Savunmaya Özgürlük” eylemindeydik. Yaklaşık 100 kişi pankartlarla, dövizlerle, bildiriler ve konuşmalarla ÇHD'li avukatların haksız bir şekilde yargılanmasını ve ağır cezalara mahkum edilmesini protesto ettik.

Aynı zamanda 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü idi bugün. Hak ve özgürlük mücadelesi veren bütün avukatların, öncelikle de düşüncelerinden ve mücadelelerinden dolayı tutuklanan, mahkum edilen, baskı altında tutulan tüm devrimci, demokrat avukatların avukatlar günü kutlu olsun diyoruz.

Düşüncelerinden ve savundukları davalardan dolayı tutsak edilen bütün devrimci-demokrat-hak savunucusu avukatların biran önce özgürlüklerine kavuşmalarını talep ediyoruz.

İnsan hakları savunucusu avukat Tahir Elçi nezdinde yaşamını yetirmiş avukatları saygıyla anıyoruz.

ÇHD’Lİ AVUKATLARIN YANINDAYIZ

HALKIN AVUKATLARI SERBEST BIRAKILSIN

Çağdaş Hukukçular Derneği’nin ve Halkın Hukuk Bürosu’nun avukatları göstermelik yargılamalarla, savunma hakları dahi tanınmadan 3 ile 18 yıl arasında değişen ağır cezalara mahkum edildiler.

Tutuklu Avukat Selçuk Kozağaçlı son duruşmada mahkeme başkanına “Devletin erklerinden birine mensup olduğunuzu görüyorum. Ama bu yargı erki değil. Sadece sizi değil, temsil ettiğiniz ahlaksızlığı, her şeyi reddediyorum” demişti.

Hukuk ahlakını, adil yargılama ilkelerini ayaklar altına alan mahkeme sanık avukatların avukatlarının alınmadığı bir duruşmada mahkumiyet kararı verdi.

Halkın Hukuk Bürosu ve ÇHD avukatları mesleki yaşamlarında insan haklarının, ilerici hukuk anlayışının yanında oldular. Hukuksuzluklara karşı mücadele ettiler, adaletsizlikleri teşhir ettiler. Bu mücadelelerini azimle, kararlılıkla, inatla yürüttüler.

Bu nedenle yargı erkini doğrudan kendisine bağlamış olan rejim diğer muhaliflerine yaptığı gibi, onları hapse atarak susturmak istedi.

ÇHD’li avukatlar hapishanelerde de mücadelelerine devam edecekler. Bizler yürüttüğümüz mücadelenin yanı sıra onların seslerini, onlara yapılan haksızlığı duyurarak insanlık mücadelesinin susturulamayacağını gösterelim.

Bu duygu ve düşüncelerle uygun arkadaşları

5 Nisan 2019 Cuma

Dünya Avukatlar Günü’nde

İsviçre’li Demokrat Hukukçuların

Bern Bahnhof meydanında,

saat 17.00 – 18.00 arasında gerçekleştireceği

protesto eylemine davet ediyoruz.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BERN'DE TECRİDE KARŞI ÇIKTIK

ÖLÜMLER DURSUN DEDİK

 

Türkiye cezaevlerinde ve dünyanın değişik yerlerinde Abdullah Öcalan'a yönelik yasadışı tecridin kaldırılması için gerçekleştirilen açlık grevleri ile ilgili İsviçre'nin Bern kentinde İnsan Hakları Derneği İsviçre Temsilciliği ile birlikte 28.03.2019 tarihinde  basın açıklaması ve bir gösteri gerçekleştirdik. 

Şehir merkezinde düzenlediğimiz sessiz eylemde tecridin bir işkence olduğunu, Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin yasal bir zemini bulunmadığını ifade ederek açlık grevlerine giden eylemcilere de çağrıda bulunduk ve yaşam pahasına verilen hak ve özgürlükler mücadelesinde yaşamın esas alınması gerektiğini, yaşamanın direnmek olduğunu ifade ettik.

Eylemde okunan bildiri ve eyleme ilişkin görüntüleri aşağıda iletiyoruz.

 

TECRİT KALDIRILMALI, YAŞAM ESAS ALINMALI

Türkiye’de hukuksuzluğun, temel hak ve özgürlüklerin ihlali ile birlikte insan yaşamının ve can güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğu bir dönem yaşanmaktadır.

Mevcut iktidara muhalif her birey cezalarla, göz altılarla korkutularak sindirilmekte. Konuşan, haklarına sahip çıkanlar hedef gösterilmekte, tutuklanmakta ve ölümle tehdit edilmektedirler.

Bir diğer gerçeklik ise hapishanelerdeki tecrittir. T.C. Devleti kendi yasalarını ihlal ediyor. Türkiye’de binlerce PKK`li tutsak devlet kendi yasalarına uysun, Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılsın diye açlık grevi yapıyor ve hayatlarını kaybediyor.

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacı ile Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in 8 Kasım 2018’de başlatmış olduğu ve 100’ün üzerinde hapishanede devam eden açlık grevleri 140’ lı günlere ulaşırken hapishanelerden ardı ardına ölüm haberleri geliyor. 21 Şubat 2019 günü Almanya’da Uğur Şakar, 17 Mart 2019 günü Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Zülküf Gezen, 22 Mart 2019 günü Gebze M Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde Ayten Beçet, 24 Mart 2019 günü Erzurum Oltu T Tipi Cezaevi’nde Zehra Sağlam, 25 Mart 2019 günü Mardin E Tipi Cezaevinde Medya Çınar tecrit kaldırılsın diye yaşamlarına son vermişlerdir. Tüm bunlara rağmen, mevcut iktidar ve dünya kamuoyu duyarsız kalmaya ve sessizliğini korumaya devam etmektedir. T.C. Devleti mahpusların taleplerini dikkate almadığı gibi yaşamına son veren mahpusların ailelerinin cenazelerini inançları ve kültürlerine göre defnetmelerini engellemiş, usulüne uygun defin hakkını da tanımamıştır. Cenazeler polis tarafından gece vakti defnedilmiştir.

Öncelikle yaşamını yitirenlerin ailelerine ve sevenlerine başsağlığı dileklerimizi, bu ölümlerden dolayı son derece üzüntü içerisinde olduğumuzu, adım atılmadığı taktirde kalıcı hasarların, ölümlerin artacağına dair kaygılarımızı paylaşmak isteriz. Sebep ne olursa olsun insanların yaşamlarına son vermesi kabul edilir bir durum değildir. İnsan hakları savunucuları olarak, çözümün ölerek değil yaşyarak mücadele etmekte olduğunu belirtmek isteriz.

Hangi suç iddiası ile yargılanırsa yargılansın ya da mahkum olsun, tecrit; yalnızlaştırma ve bir insanlık suçudur, işkencedir. BM Mandela Kurallarına aykırıdır. Bu işkence yöntemine karşı ayrım yapılmaksızın mücadele edilmelidir. Böylesi bir dönemde dayanışma mücadeleyi güçlü kılacaktır.

Bizler biliyoruz ki, bu eylemlerin nedeni T.C. Devleti’nin yasadışı, insanlık dışı, hukuka aykırı uygulamalarıdır. Yasal, insani taleplerin karşılanmaması nedeniyle ölümlerin yaşanmasından, uzun süreli açlığın yol açtığı zararlardan esas olarak kendi yasalarına dahi uymayan T.C. Devleti sorumludur. İnsan yaşamına daha fazla duyarsız kalınmadan, mahpusların/direnişçilerin yasal, meşru talepleri bir an önce karşılanmalıdır.

Başta AK (Avrupa Konseyi ) ve CPT (İşkenceyi Önleme Komitesi) olmak üzere Avrupa kurumları ve ülkeleri Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olarak kabul ettiği ilke ve değerlere saygı duyması için girişimde bulunmalı, yok edilmekte olan insan hakları, hukuk, demokrasi ve barış için katkı sağlamalıdır. Bu kurumlar, bir milletvekili ve binlerce eylemcinin bu değerler uğruna başlattıkları açlık grevlerinde yaşamlarını yitirmelerinin önüne geçmelidir. Ayrıca insan hakları örgütleri olarak, hak ve özgürlükler mücadelesinin her türlü güçlük ve olumsuzluğa rağmen yaşam hakkını savunarak, yaşamı değil zulmü yok ederek verilmesi gerektiği, yaşam hakkının temel bir hak olduğu gerçeğinden hareketle, bedenlerini açlığa, ölüme yatırarak hak mücadelesi verenlere de seslenmek istiyoruz:

Haklar ve özgürlükleri yaşam pahasına sahiplenirken yaşam hakkını esas alalım. İnsan onuru ve haklarını birlikte koruyalım geliştirelim.“Yaşamak direnmektir! / Berxwedan Jiyane” anlayışıyla zulme inat, daha fazla yaşayarak yaşam enerjimizle baskılara karşı mücadele edelim.

Yaşamı birlikte savunalım, daha güzel yarınlara taşıyalım.

İnsan HaklarıDerneği İsviçre Temsilciliği

İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği-İsviçre 

 

 


YAŞAM ESAS ALINMALIDIR. TECRİT KALDIRILMALIDIR.

Türkiye’de hukuksuzluğun, temel hak ve özgürlüklerin ihlali ile birlikte insan yaşamının ve can güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğu bir dönem yaşanmaktadır.

Mevcut iktidara muhalif her birey cezalarla, gözaltılarla korkutularak sindirilmekte. Konuşan, haklarına sahip çıkanlar hedef gösterilmekte, tutuklanmakta ve ölümle tehdit edilmektedirler.

Ve bir diğer gerçeklik ise cezaevlerindeki Tecrittir. Hangi suç iddasi ile yargılanırsa yargılansın ya sa mahkum olsun, tecrit; yalnızlaştırma ve bir insanlık suçudur, işkencedir. bu işkence yöntemine karşı ayrım yapılmaksızın mücadele edilmesi gerekiyor. Böylesi bir dönemde dayanışma mücadeleyi güçlü kılacaktır.

Devletten sadece kendi yasalarına uyması, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle PKK’li tutsakların başlattığı Açlık Grevleri 140. güne yaklaşmakta. Cezaevlerinde can kayıpları yaşanmaya başlandı. Buna rağmen, mevcut iktidar ve dünya kamuoyu duyarsızca sessizliğe bürünmüş durumdalar.

Bizler biliyoruz ki, bu eylemin nedeni T.C’nin yasadışı, hukuk dışı, insanlık dışı uygulamalarıdır. Yasal, insani taleplerin karşılanmaması nedeniyle ölümlerin yasanmasindan, uzun süreli açlığın yol açtığı zararlardan esas olarak kendi yasalarına dahi uymayan T.C devleti sorumludur. İnsan yaşamına daha fazla duyarsız kalınmadan, mahpusların/direnişçilerin yasal, meşru talepleri bir an önce karşılanmalıdır.

Ayrıca, hak ve özgürlükler mücadelesinin her türlü güçlük ve olumsuzluğa rağmen yaşam hakkını savunarak, yaşamı değil zulmü yok ederek verilmesi gerektiği, yaşam hakkının temel bir hak olduğu gerçeğinden hareketle, bedenlerini açlığa, ölüme yatırarak hak mücadelesi verenlere de seslenmek istiyoruz:

Öncelikle ve zaman kaybetmeden daha fazla can kaybının yaşanmaması için, yaşamak direnmektir anlayışıyla herkesi yaşam hakkını savunmaya çağırıyoruz.

Haklar ve özgürlükleri yaşam pahasına sahiplenirken yaşam hakkını esas alalım. İnsan onuru ve haklarını birlikte koruyalım geliştirelim.

Zulme inat, daha fazla yaşayarak yaşam enerjimizle baskılara karşı mücadele edelim. Yaşamı birlikte savunalım, daha güzel yarınlara taşıyalım.

İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği-İsviçre

HALKIN HUKUK BÜROSUNDAN

37 AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN KARARINA DAİR;

İTİRAF VE TEŞEKKÜR

Bugüne kadar birçok yerde yazdık, çizdik, söyledik. Bugün büromuz avukatlarına verilen ağır hapis cezalarının ardından söylediklerimizin gerçeklik değeri daha iyi anlaşılmış olacaktır. Tam da bu sebeple bize yönelen saldırının amacını genel ve özel sebeplerini bir kez daha açıklamak istiyoruz.

Gerek avukat olarak gerekse faaliyet yürüttüğümüz demokratik kitle örgütleri kanalıyla haklar ve özgürlükler mücadelesinin tanınan isimleri olan avukat arkadaşlarımızı cezalandırarak

• Halkta korku ve kaygı yaratmak, halkı umutsuzlaştırmak istiyorlar

• Devrimci avukatlık pratiğinin yayılmasını engellemek istiyorlar

• Devrimci avukatların hukukçular nezdindeki güvenilirliğini ve saygınlığını sarsarak tecrit etmek istiyorlar.

Amaçları bu cezaları kullanarak antipropaganda yapmaktır. Bunu mahkeme hükmü verene kadar suspus oturmuş, hüküm açıklanmaya başladığı anda haber yapmaya başlamış olan iktidarın tetikçisi medya organlarından anlayabilirsiniz. Haber sanki ellerinin altında hazırmış gibi kararı biz daha kamuoyuyla paylaşmadan geçmeye başlamışlardır.

Baskı ve tehdit politikalarıyla halk arasında ve demokrasi güçleri üzerinde bir kaygı yaratmamış olduklarını söyleyemeyiz. Fakat bu durum geçicidir. Kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin bu korku iklimini uzun süre kaldıramaması bir tarafa kimse sürgit korku ile yaşayamaz hele bizim gibi dinamikleri güçlü bir ülkede hiç.

Çalışmalarımız sırasında gördük ki korkunun insanlar üzerinde geriletici bir etkisi olduğu doğru ise de dava sürecinde yapılan antipropagandanın büromuzun güvenilirliği ve saygınlığı üzerinde yıpratıcı bir etkisi olmamıştır. Aksine bu süreç lise ve üniversite düzeyindeki öğrencilerde sempati, bazı meslektaşlarımızda ise “elimi taşın altına sokmalıyım artık” düşüncesi uyandırarak birer adım ileri atmalarını sağlamıştır.

Ağır baskı ve gözdağına rağmen meslektaşlarımızın sahiplenmesi eksilmemiş ve bedel ödemeyi de göze alarak hem davalarımızı hem de işlerimizi üstlenmişlerdir.

Bu süreçte ne kadar çok tanındığımızı ve takip edildiğimizi gördük. Dostlarımızın vefası ve özverisi bizleri de etkiledi. Gerek meslektaşlarımızın gerekse halkımızın burada anlatamayacağımız katkısı bize, ödenen bedellerin boşuna olmadığını bir kez daha gösterdi.

Biz siyasi dava avukatlığı yaptık, yapıyoruz. Bu durum, müvekkillerimizi seçtiğimizi, seçerken de emekçilerden, ezilenlerden, sömürülenlerden ve direnenlerden yana tercih yaptığımızı gösterir.

ÖZEL SEBEPLER

• 2013 yılından başlayarak AKP hükümetinin ABD ile BOP, Eğit-Donat gibi isimler vererek yürüttüğü işbirlikçi politikalara engel olmaya çalıştık ve bu politikaları teşhir ettik. Özelde Suriye Meselesi ve genelde bağımsız, sosyalist ülkelerle kurduğumuz ilişkiler iktidar açısından bizim etkinliğimizi kırmayı zorunlu kılmaktadır.

• AKP iktidarı İMF programının gerektirdiği şekilde (OHAL gibi bir fırsat yaratarak) sorgusuz sualsiz, hukuken geçerli bir sebep göstermeksizin on binlerce çalışanın işine son vererek ihraç etmiştir. Uzun yıllardan beri Türk hükümetlerinden beklenen bu hamleyi gerçekleştiren AKP iktidarı çeşitli sebeplerle kadrolarından uzaklaştırdığı bazı kişilerin yerine kendi kadrolarını yerleştirmiştir. AKP’nin gerici kadrolaşmasına ve işlerinden sorgusuz sualsiz uzaklaştırılmalarına karşı eyleme geçen başta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça olmak üzere Yüksel direnişçilerinin avukatlığını büromuz avukatları üstlenmiştir.

Nuriye ve Semih’in açlık grevine başlayarak direnişlerini büyütmesi üzerine geniş halk kitlelerinin sempatisi büyümüştür. Yayılarak gelen bu etkili direnişten korkan AKP iktidarı önce Nuriye ve Semih’i sonra da duruşmalarına 2 gün kala avukatlarını tutuklamıştır.

Kamu istihdamı politikası AKP için yasa hukuk vb. hiçbir engeli tanımayacak kadar önemlidir. Avukatlarımız bu yüzden tutuklanmıştır.

• Son olarak meslektaşlarımızın OHAL ilan ederek sermaye çevrelerini rahatlatmak ve siyasi - ekonomik krizini atlatmak isteyen iktidarın ensesinden ayrılmamaları onlardan kurtulmak istemeleri için ciddi bir gerekçe oluşturmuştur.

OHAL ile birlikte uzatılan gözaltı süresinin ve adil yargılanmayı etkileyen diğer hallerin kaldırılması için etkili mücadele yürüten halkın avukatlarını susturmadan huzur içinde OHAL hukuksuzluğunu yürütemezlerdi. Fethullahçı cemaat mensuplarına işkence yapılması da (kendilerine düşmanlık yapmış oldukları halde) sessiz kalmamış Ankara Barosu Genel Kurulunda Av Selçuk Kozağaçlı tarafından yüksek sesle teşhir edilmiştir.

Öyle ki ‘Türkiye de Yargı Erkinin Ortadan Kaldırıldığı’ yönündeki sonuç deklarasyonu sebebiyle düzenlemiş oldukları uluslararası sempozyum örgütsel faaliyet olarak gösterilmiş ve mahkumiyet gerekçesi yapılacak kadar ileri gidilmiştir.

GENEL SEBEPLER

1 - Biz devrimci hareketin ve toplumsal muhalefetin yalnızca avukatı değil aynı zamanda bir parçasıyız. Antiemperyalist, Antikapitalist, Anti Faşist birliklerin içinde yer alıyor ve mücadele ediyoruz.

2 – Avukatlık mesleğini bireysel değil bürolarımızda derneklerimizde ve barolarda örgütlü olarak yürütüyoruz ve örgütlü avukatlık pratiğinin savunuculuğunu yapıyoruz.

3 – Her yerde ısrarla ve kararlılıkla sosyalist ve devrimci kişiliğimizi savunuyoruz.

4 – Avukatlığı mahkeme kürsüleriyle sınırlamıyor hayatın her alanına taşıyoruz. (Kentsel dönüşüme karşı gecekondu mahallelerinde ,emperyalist politikalara karşı askeri üslerin kapısında, fabrikalarda, madenlerde, meydanlarda)

5 –Avukatlık pratiğimiz iktidarın gayrimeşru yollarla kullandığı zoru ve baskıyı, yapabiliyorsak engellemek, yapamıyorsak teşhir etmek ve hesap sormak üzerine kuruludur. İktidarın zorunu ve hukuksuzluğunu meşrulaştıracak uzlaşıcı tavırlar içine girmiyoruz.

Gayrı meşru iktidarın ve temsil ettiği sermaye gruplarının halkımıza, doğal kaynaklarımıza ve çevremize verdiği zararı engellemeye çalışıyor en azından bu saldırıyı hukuk eliyle meşrulaştırmasına izin vermiyoruz.

Mesleğimizi bu amaçlar doğrultusunda kullandığımız doğrudur. Mahkemenin iktidarın dili ile ‘terör’ olarak tanımladığı işte bu mesleğimizi halkın yararına kullanan avukatlık pratiğidir.

MESLEKİ FAALİYETİMİZİN MAHKEME KARARINA DOĞRUDAN ETKİSİ;

1 - Avukat Selçuk Kozağaçlı hakkında örgüt üyeliği iddiasıyla hüküm kurarken;

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

mesleği ve konumu itibarıyla örgüte sağladığı fayda, sanığın örgüt adına yapılan organizasyon ve seminerleri organize etmesi, böylelikle değerlendirilen kastının yoğunluğu, suçun işleniş şekli, meydana gelebilecek tehlikenin boyutu bir bütün olarak dikkate alınarak

• 7,5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 11 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir.

2 – Aynı sebeple Behiç Aşçı ve Şükriye Erden’e

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

• 8 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 12 yıl hapis cezası vermiştir

3 – Aynı sebeplerle Özgür Yılmaz ve Ebru Timtik’e;

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

• 9 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 13 yıl 9 ay

4 – Yine aynı gerekçeler ile Aytaç Ünsal ve Engin Gökoğlu’na

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

• 7 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 10 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.

5 – Yine meslekleri ve konumları dikkate alınarak Aycan Çiçek ve Naciye Demir’e

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

• 6 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 9 yıl hapis cezası vermiştir.

6 – Aynı gerekçeler ile Avukat Ezgi Çakır hakkında

• 5 yıl ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 7,5 yıl yerine

• 5 yıl 4 ay ve 3713 sk gereğince yarı oranında arttırılmış hali ile 8 yıl hapis cezası vermiştir.

CEZALAR NEDEN BU KADAR YÜKLÜ?

Yargılamanın tarihsel ve siyasal olarak kesinlikle haksız olması bir yana, hukuksuz ve yasadışı olduğunu mutlaka belirtmek gerekir. Mahkeme heyeti artık iktidarın tahakkümünden yılma, korku ve kişisel güvensizlik sebebiyle bağımsız ve tarafsız olarak karar verememiş olmak gibi mazeretler de öne süremez. Çünkü verdiği cezaları hem üst sınırdan vermiş hem de hemen her sanığa uygulanan takdiri indirim sebeplerini gözetmemiştir. (TCK md. 62).

Birçok mahkeme hükmünde görebileceğiniz, katiller ve işkenceciler için dahi rahatlıkla kullanılan “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri” gibi takdiri indirim sebepleri kullanılmamış bunun yerine “Sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları, pişmanlık duymamış olması dikkate alınarak” indirim hükümleri uygulanmamıştır.

PİŞMAN DEĞİLİZ; ONUR DUYUYORUZ

Pişmanlık mı? Pişmanlık ne yaptığını bilmeyen, bilimsel düşünce sistematiğinden yoksun, ayakları yere basmayan duygusal coşkunluklarla hareket eden insanlara mahsus bir tutumdur. Biz bilimsel sosyalizmi kavramış, yaptığı işin bedellerini ödemeyi göze alarak hareket eden insanlarız. Bu yüzden de attığımız her adımı bilinçle atıyoruz. Ne mesleğimizi ne de bedeller ödeyerek kazandığımız saygınlığımızı dosyada ‘gizli ad’ koydukları ajan provokatörlerin söz ettiği mantık dışı, küçük işleri yaparak riske atmadık, hiçbir zaman da atmayız. Bakanlığın polisleri savcıları tam da bu yüzden arkadaşlarımızı tutuklamak için delil üretmek, sahtecilik yapmak zorunda kaldılar.

Kararda bahsi geçen ‘Meydana gelebilecek tehlikenin büyüklüğü’ konusunda haklıdırlar. Mussolini kadar açık söylenmese de verilen karardan onunla aynı fikirde olduklarını anlıyoruz. Devrimci avukatlar sermaye düzeni ve faşist diktatörlükler için her zaman için büyük bir tehlikedir.

İtiraf ediyoruz verilen cezaların büyüklüğü ile saklı bir gurur duyduğumuzu. O kararların gelecek günlerde faşizme karşı ne kadar etkili mücadele ettiğimizin bir ispatı olarak gösterileceğine öyle eminiz ki.

VE TEŞEKKÜR

Hukuka aykırılıklar karşısında tüm gözdağı ve baskılara rağmen gerçekleri ifade etmekten çekinmeyen, isimlerini tek tek sayamayacağımız 39 baroya ve saygıdeğer başkanlarına,

9 ayrı hapishaneye dağıtıldığımız durumlarda bile ziyaretlerimizden vazgeçmeyen, duruşmalarda bizi yalnız bırakmayan sevgili dostlarımıza,

Dosyamıza çalışmak için uzun mesailer harcayan, günler süren duruşmalar boyunca tutuklu arkadaşlarımızı yalnız bırakmamak için mahkeme başkanının saygısız ve fütursuz tavrına katlanan ülkenin en iyi ceza avukatlarına, avukatlarımıza teşekkür ediyoruz.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

35 BİN KİŞİ İKLİM İÇİN YÜRÜDÜ

 

İsviçre genelinde bugün iklim için “grev” ilan edildi. Grev kapsamında birçok kentte, yoğun yağmura rağmen binlerce kişi sokaklara çıktı.

Çoğunluğu gençlerden ve çocuklardan oluşan eylemciler, grevden kaynaklı okullarına gitmeyerek iklim yürüyüşlerine katıldılar.

Eylemlerde, gençlerin Anti-Kapitalist sloganları ve kapitalizm karşıtı söylemleri hakimdi.

Başta Zürich, Bern, Basel, Luzern, Thurgau, Frauenfeld, Bern, Lozan, Zug olmak üzere, 35 ayrı bölgede yapılan İklim yürüyüşlerine 35 bin kişinin katıldığı bildiridi.

“İklim adaleti” çağrısında bulunulan yürüyüşlerde “Herkes iklimin kötü gittiğinin farkında olmalı”, “Daha iyi bir gelecek inşa etmeli ve şimdi başlamalıyız”, “Eski nesil de buna katılıyor”, “Birkaç yıl içinde toplum mazeretsiz bir devamsızlığı olan biz öğrencilerle gurur duyacak”, “Eğer yanarsak, bizimle yanarsın“ “Küresel ısınmaya karşı harekete geçmek için sadece on yılımız kaldı”, “Siz kirlettiniz, tekrar seçilemezsiniz” gibi pankartların taşındı.

Bugün dünya genelinde 100’den fazla ülkeden öğrenciler “kendi gelecekleri” için eylem yaptı. Öğrenciler, “Fridays for Future” (Cumalar Çevre İçin) sloganıyla soruna dikkat çekiyorlar.

haberpodium.ch

Mart 15, 2019

 

 

Wernicke-Korsakofflu'lardan Video

 

Cezaevlerinde, yüzlerce yurtsever tutsağın, "Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevi" sürdürdüğü bu günlerde, her an ölüm haberleri bekleniyor. Eylemler, bugün sonuçlansa bile, bir çok tutsak yanlış müdahale ve/veya uzun süreli açlık nedeniyle bedensel ve zihinsel bütünlüklerini yitirerek, yeni Wernicke-Korsakofflu'lar arasına katılma riski altında.

Bu duruma dikkat çekmek isteyen Wernicke-Korsakofflu'lar'ın hazırladığı videoyu sitemizde paylaşıyoruz.

Arkadaşımız S. Oral Uyan yazdı, Veronika Hartmann çevirdi. Biz de tanıtalım demiştik. Tanıttık. Kitap tanıtım ve okuma etkinliğinde dostlarımızla beraber olduk. Söze gerek yok. Fotoğraf ve videolar anlatıyor.

ARTI TV İLE BERN'DE BULUŞTUK

İsim*
E-posta adresi*
Mesaj*